Wednesday, February 22, 2012

Batuhan KOCAOĞLU

Endüstriyel, Akademik, Kişisel web sayfası

Archive for Eylül, 2010

HAFTANIN ADAMI

Posted by admin On Eylül - 2 - 2010

HAFTANIN ADAMI
   
   
     *          31 yasinda isini kaybetti
     *          32 yasinda bir hukuk kavgasini kaybetti
     *          34 yasinda isini tekrar batirdi
     *          35 yasina geldiginde çocukluk aski öldü
     *          36 yasinda sinir krizi geçirdi
     *          38 yasinda eyalet seçimini kaybetti
     *          43, 46 ve 48 yaslarinda kongre seçimlerini kaybetti
     *          55 yasinda eyalet senatörü olamadi
     *          58 yasinda gene senatör olamadi
     *          60 yasinda ABD Baskanligina seçildi
   
     Onun ismi Abraham Linkoln’dü. Asla vazgeçmedi.
     Asla vazgeçmeyin; kaybedenler yalnizca vazgeçenlerdir

Bizim Kuşak…

Posted by admin On Eylül - 2 - 2010

 

Bizim Kuşak…

 

1.- Arabaların emniyet kemeri, kafalıkları, ve kesinlikle hava yastıkları yoktu. 

2.- Arka koltuk tehlikeli değil de eğlenceliydi.

 

3.- Bebek yatakları ve oyuncaklar renkliydi. Ya da en azından kurşunlu, muhtelif zehirli maddeler ile boyanmıştı.

 

4.- Prizlerin, araba kapılarının, ilaç şişelerin ve kimyasal ev temizliyicilerinin üzerinde çocuk kilitleri yoktu…

 

5.- Kasksız bisiklete biniliyordu.

 

6.- Steril su şişelerinden değil de bahçe hortumundan yada muhtelif başka kaynaklardan su içiliniyordu…

 

8.- Oyun oynamaya çıkmanın tek şartı hava kararmadan önce eve dönmekti.

Ceptelefonu yoktu… ve hiçkimse nerelerde gezdiğimizi bilmiyordu. Inanılmaz!!!

 

 

9.- Okul öğlen bitiyordu… ve öğlen yemeği için evimize geliyorduk…

 

10.- Bir sürü yaramız , kırılmış kemiğimiz               , ve kırılmış dişimiz vardı, fakat hiçbir zaman birileri bu yüzden mahkemeye verilmiyordu…. Kendimizden başka kimse sorumlu değildi…

 

11.- Bolca tatlılar  ve tereyağlı ekmekler  yiyorduk, ve gerçek şekerli içecekler
içiyorduk  ve hiç kilo sorunumuz olmazdı -  çünkü hep dışarda oynardık aktif olarak …

 

12.- Dört çocuk bir limonatayı paylaşabiliyorduk… aynı bardaktan içebiliyorduk, ve kimse bu yüzden ölmüyordu.

 

13.- Playstation, Nintendo 64,X boxes, Vídeo oyunlarımız, 99 kablolu kanalımız, Dolby surround  , Cep telefonumuz ,Bilgisayarımız  , Internet de Chat odalarımız  YOKTU

onun yerine ARKADAŞLARIMIZ vardı bolca!!!  

 

 

 14.- Yürüyerek veya bisiklet ile uzakta oturan arkadaşlarımızı ziyaret edebiliyorduk, kapılarını çalıp hatta çalmıyarak içeri girip onları oyun oynamaya çağırabiliyorduk!!!

 

15.- Evet dışarda, o acımasız korkunç dünyada! Korumamız olmadan! nasıl mümkün oluyordu bu?

Tek kale üzerine maç yapardık ve birisi takıma alınmadığında psikolojik travma oluşmuyordu ya da dünyanın sonu gelmiyordu.

 

 16.- Bazı öğrenciler diğer öğrenciler gibi başarılı değildi ve sınıfta kalabiliyordu. Fakat bu yüzden kimse Psikoloğa ya da Pedagoğa gönderilmiyordu. Kimsede Dislexia, konsantrasyon sorunu veya hiperaktivite yoktu, basitçe o okul yılını tekrarlıyordu.

 

17.- Özgürlüğümüz, üzüntülerimiz  , başarılarımız, görevlerimiz vardı
…ve bunlar ile yaşamayı öğreniyorduk.

 

Soru: nasıl oldu da bütün bunlara rağmen hayatta kalmayı başardık??? 

Ve daha da önemlisi kendi kişiliğimizi bu şartlar altında nasıl oldu da geliştirebildik???

 

Sende bu jenerasyondan mısın?

Yanıtın evet ise, bu mesajı yaşıtlarına gönder, veya çocuklarına ve yeğenlerine 
geçmişte nasıl yaşamışız bir fikirleri olsun…………

 

Büyük bir olasılık ile bizim yaşama şeklimizi sıkıcı  bulacaklar  – fakat-

çok güzel ve mutlu yaşadık!!!!!!        
değil mi????