Wednesday, February 22, 2012

Batuhan KOCAOĞLU

Endüstriyel, Akademik, Kişisel web sayfası

Archive for Mart, 2010

T54M72R01

MONSTER T54M722R01 INTEL CORE 2 DUO T5450 1.66GHz 3GB 320GB 12.1″ TAŞINABİLİR BİLGİSAYAR 

 

 

  • T2-rex T54M72R01
  • Intel® Centrino® 2 İşlemci Teknolojisi
  • Intel® Core™ 2 Duo İşlemci T5450
  • (1.66 Ghz, 667 Mhz FSB, 2 MB Cache, 64 bit)
  • Intel® GM45 Chipset + ICH9M
  • Intel® PRO/Wireless 4965  WI-FI kartı
  • 3 GB DDR2 800 Mhz Bellek
  • 256MB o/b Intel GMA X3100 Ekran Kartı
  • (Sistem belleğinden kullanır.)
  • 1x Built-in Microphone + 2 x Built-in Speakers 1,5 W
  • 10/100/1000 GIGABIT LAN
  • 56k V.92 Dahili Fax Modem
  • Card Reader 8.1 (MS/MS Pro/MS Duo/MS Pro Duo SD/Mini-SD/MMC/RSMMC )
  • 320 GB 5400 RPM SATA SAMSUNG
  • Super Multi DVD-RW Dual Layer ( Çift katmanlı )
  • 3 saat civarında
  • 2.0 Mpixel Dahili Web Camera
  • 12.1″ WXGA  TFT 1280 x 800
  • FREE DOS !!! ( Ürün üzerinde işletim sistemi kurulu değildir ! )
  • 11.8×8.7×1.4 / 1.8 kg
  • Dahili bluetooth adaptör Ver.2.0
  • Biometric Parmak İzi Okuyucu
  • 1 x IEEE1394 3 x USB 2.0
  • 1 x PCMCIA Express 34/54
  • 1 x Line in / Mic in Jack
  • 1 x Speaker / Kulaklık çıkışı
  • 1 x RJ-11
  • 1 x RJ-45 çıkış
  • 2 Adet Hoparlör
  • Deri Notebook Çantası
  • Powered by CLEVO
  • 2 YIL garanti.

 

Ürün Özellikleri :
  Chip Seti   Intel GM45 Chipset
  İşlemci Tipi   Intel Core 2 Duo
  İşlemci   T5450
  İşlemci Cache   2 MB L2 cache
  İşlemci FSB   667 Mhz
  İşlemci Hızı   1.6 Ghz
  Ekran Özelliği   12.1″ / 1280 x 800 /WXGA
  Ekran Boyutu  
  Ekran Kartı   Paylaşımlı
  Ekran Tipi   WXGA Parlak Ekran
  Max Ekran Çözünürlüğü   1280 x 800
  Ram Tipi   DDR2
  Sistem Belleği   3072MB 800MHz
  Sabit Disk Kapasitesi   300GB 5400RPM
  HDD Hızı   5400 RPM
  Optik Sürücü   DVD Dual Yazıcı
  Klavye   TR/Q
  Kablosuz İletişim   Intel Pro 4965AGN 802.11a/b/g
  Bluetooth Özelliği   Var
  USB (Adet)  ?   3
  FireWire   Var
  10/100 Ethernet   Var
  Pil Ömrü (Saat)   3
  Paket İçeriği   Notebook+Çanta
  İşletim Sistemi   Free Dos
  HDMI   Yok
  E-Sata   Yok
  Webcam   Var
  Parmak İzi Okuyucu   Var
  Yüz Tanıma   Yok
  Kart Okuyucu   8 in 1 Kart Okuyucu
  Ağırlık   1.8
  Boyutlar   118 x 87 x 14 mm

 

   

 

           

    
 

Ürün Kodu T2-rex T54M72R02
İşlemci  Intel® Core™ 2 Duo İşlemci T5450
(1.66 Ghz, 667 Mhz FSB, 2 MB Cache, 64 bit)
Chipset Intel® GM45 Chipset + ICH9M
Kablosuz haberleşme Wireless Realtek  WI-FI kartı
Sistem belleği 3 GB DDR2 800 Mhz Bellek
Ekran Kartı 256MB Intel GMA X3100 Tümleşik Ekran Kartı
(Sistem belleğinden kullanır.)
Ses Özelliği 1x Built-in Microphone + 2 x Built-in Speakers 1,5 W
Network 10/100/1000 GIGABIT LAN
Fax Modem 56k V.92 Dahili Fax Modem
Bellek Yuvası Card Reader 8.1 (MS/MS Pro/MS Duo/MS Pro Duo SD/Mini-SD/MMC/RSMMC )
Sabit Disk kapasitesi 320 GB 5400 RPM SATA SAMSUNG
Optik sürücü Super Multi DVD-RW Dual Layer ( Çift katmanlı )
Batarya  2 saat civarında
Kamera 2.0 Mpixel Dahili Web Camera
Ekran 12.1″ WXGA+ TFT 1280 x 800
İşletim sistemi  
Boyutlar 11.8×8.7×1.4 / 1.8 kg
Bluetooth Dahili bluetooth adaptör Ver.2.0
Güvenlik
Geliştirilmiş  Port’lar
Biometric Parmak İzi Okuyucu
Turbo Memory Desteği
YÜZ ALGILAMA TEKNOLOJİSİ
1 x IEEE1394
3 x USB 2.0
1 x PCMCIA Express 34/54
1 x Line in / Mic in Jack
1 x Speaker / Kulaklık çıkışı
1 x RJ-11
1 x RJ-45 çıkış
Multimedya
Özellikleri
 2 Adet Hoparlör
Hediyeler Deri Notebook Çantası
Üretici Powered by CLEVO
Garanti Süresi 2 YIL garanti.

Büyük insanların da günleri 24 saattir

Posted by admin On Mart - 31 - 2010

 

 ”İşlerim çok. Başka hiçbir şeye bakamıyorum.”

 

Bu lafı bir kişiden daha duyarsam, büyük ihtimalle katil olacağım. Mailime iki satır bile cevap yazmayanlar “çok yoğun”; bir şey anlatmak için söz verip haftalarca sesi çıkmayanlar “çok yoğun”; benden başka herkes ama herkes çok yoğun.

 

“Aaa tabii; onun için konuşmak kolay. Evde oturup yazıyor sadece. Çalışmaktan haberi yok.” İstesem ben de “çok yoğun” olabilirim. “Bugün şunu yetiştirmem lazım; yarın şuraya gidip yazı konusu bulmam lazım, birkaç ay içinde romanımı bitirme planım var, sarkmaması lazım, o lazım, bu lazım…”

 

Hayatı boş vermek istedikten sonra “yoğun” olmaktan kolay mazeret yok ki. Hatta sadece yemek pişirip, alışverişe çıkıp, dizi izleyip yaşayarak da “yoğun” olabilirsiniz.

 

“Sinemaya gidemem ki, bugün temizlik yapacağım.” E yapma.

 

“Ay seni arayacaktım, hep aklımdasın ama işlerden başımı kaldıramıyorum ki…”

 

Kâinatın en saçma ve zekâ özürlü mazereti. Yani “kafama uçan daire düştü, hastanedeydim” deseniz daha inandırıcı olur. Normalde hiç kimse hayatının 24 saatini çalışarak geçirmez. En azından yemek yemek, uyumak ve tuvalete gitmek için ara vermeniz gerekir. Ve bu aralarda sevdiğiniz insanlarla en azından telefonda konuşabilirsiniz, değil mi? Ben bir insana vakit ayırmamanın mazereti olarak “çok çalışıyorum”u kesinlikle kabul etmiyorum. Eğer biriyle aylarca görüşmüyor ve “işlerim var, ondan” diyorsanız, bunun iki anlamı vardır:

 

a) Ben aynı anda iki işi yapamam. Doğal olarak çalışırken araya kimseyi katamam. Merdiven çıkarken çiklet de çiğneyemem. Hayatım allak bullaktır. Zaman nasıl değerlendirilir bilmiyorum.

 

b) Seninle görüşmek istemiyorum.

 

c) Ciddi anlamda işlerim yüzünden görüşemediğimizi sanıyorum. Bu mazerete gerçekten inanmışım. Kimi kandırıyorum ki?

 

(Son şıkkı kabul edecek babayiğit pek bulunmaz.) Ve hiç kimse beni birinci şıkka inandıramaz. Çünkü biriyle görüşmek isterseniz, mutlaka vakit ayırırsınız.

 

Bu aralar üst üste birkaç kişiyle bu “çok çalışıyorum da; başka bir şeye bakamıyorum” muhabbetini yaşadım; konuya o yüzden taktım. Bir insandan örnek vereceğim. Şu an için kendimi örnek veremem çünkü “evde çalışan yazar” olduğum için kimsenin beni iş konusunda ciddiye aldığı yok.
Neyse canım, bana ne? Ben yazıyor muyum? Yazıyorum. Paramı alıyor muyum? Alıyorum. Gerisi beni hiç ilgilendirmiyor. Ama şunu da belirtmem gerek. Öğrencilik hayatım boyunca hiçbir zaman derslerin, sınavların, çalışmaların, zevklerimin önüne geçmesine izin vermedim. Benim için okul her zaman ikinci plandaydı. Eğer çok sevdiğim bir film oynuyorsa, yarınki sınava çalışmayı birkaç saat sonrasına erteledim ve filmi izledim; canım ertesi günü ödev yetiştirmeye oturmadan önce gezmek istediyse çıkıp gezdim; ders çalışmayı planladığım gece bir arkadaşım “haydi sinemaya gidelim” dediyse herşeyi olduğu gibi bırakıp sinemaya gittim. Çünkü benim için “sevdiğim insanlar” ve “kendime vakit ayırdığım hayatım” herşeyden önemliydi. Hayatımda hiç kimseyi “çalışmam gerek” diye geri çevirmedim. Bir arkadaşa “hayır, eve gideceğim” dediysem, bu o anda eve gitmek istememden başka bir sebebe asla dayanmadı. En önemli işin başında da olsam, bir dostum “seninle konuşmaya ihtiyacım var” dediğinde ben tüm işleri bırakırım. Çünkü hiçbir şey, çevrenizdeki sevgi ve sahip olduğunuz yüreklerden daha önemli olamaz. Hayat kısacık, acayip bir şey. Hırslarla, kıskançlıklarla ve eşek gibi çalışmakla bitirilemeyecek kadar da değerli. Elbette boş boş oturun demiyorum. Çünkü hayat aynı şekilde, boş boş oturulmayacak kadar da değerli. Ama iş dediğiniz şey, sevdiklerinizle, kendinizle, hobilerinizle geçireceğiniz zamanın tamamını çalıyorsa, inanın bunda büyük bir terslik vardır. Kendini çalışmaya ciddi bir biçimde adayan ve sevdiklerine zaman ayıramayacak kadar işlerine gömülmeyi kendi özgür iradesiyle seçen kişiler de var tabii. Ben böylelerinin asla evlenmemesi gerektiğini düşünüyorum. Ve bu, kesinlikle tahammül edebileceğim bir kişilik tarzı değil.

 

Neyse, geçeyim örnek kişime: Ben ortaokul hayatım boyunca Soma´da yaşadım. (Oradaki hayatım da alemdi aslında. Bir ara onu da yazayım…) Anlatacağım kişi, bir arkadaşımın babası. (Ailecek de görüşüyorduk; aynı apartmandaydık.) Adam her sabah en geç altıda işe gitmek zorundaydı. (Mühendisti galiba. Maden ocaklarına çıkıp oradaki işleri yürütüyordu.) Yani haftanın beş günü, ciddi anlamda “sabahın körü” diyebileceğiniz bir saatte işinin başında olmalıydı. Bu durumda erkenden yattığını ve hafta içi başka hiçbir şeye vakit ayıramadığını düşünürsünüz, değil mi? En azından benim hayatımdaki “yoğun insanlar” için bu çalışma tarzı “işe git, eve gel, yemek ye, uyu, işe git, eve gel, yemek ye, uyu” düzenini gerektiriyor. Ve hafta sonları da “hafta içinin yorgunluğunu bir türlü atamıyorum” diye evde yatarak geçirilirdi. Aşırı yoğun çalışma temposu yüzünden bunlara laf da söylenmezdi. Çünkü “çok çalışıyorum, görmüyor musun?” demeleriyle, her türlü tartışma anında biterdi. Peki arkadaşımın babası böyle mi yaşıyordu? Büyük harflerle cevap veriyorum: HAYIR, ASLA… Akşam eve döndüğünde sosyal hayatı başlardı. Yemek bazen evde, bazen bizim de dahil olduğumuz dost topluluğuyla beraber dışarıda yenirdi. Sonra mutlaka birinin evinde toplanılır; eğlence gırla giderdi. Bu adam işinin dışındaki tüm vaktini sevdikleriyle geçirir ve karısına asla yalnızlık hissettirmezdi. Hemen hemen her hafta sonu mutlaka ya Dikili´ye ya da Aliağa´ya yemeğe giderdik. Asıl çarpıcı örneğimi daha vermedim. Haftanın her günü sabah altıda işte olan ve akşam hava kararınca eve gelen bu adam, (bazen cumartesileri de çalışıyordu galiba) evlilik yıldönümünde karısını Soma´ya iki saat uzaklıkta olan İzmir´e götürdü. Hayır, hafta sonu değil. BÜTÜN GÜN çalıştığı bir günün akşamında eğlenmek için gittiler ve gece yarısını geçe döndüler. Ertesi gün de bu adam tekrar sabahın köründe işine gitti!!!

 

Hiç kimse bana hiçbir şey için “çok meşgulüm, çok yoğunum, vaktim yok da ondan” gibi bir mazeret sunmasın. Ben inanmıyorum. Eğer biri beni aramıyorsa, aramak istemediği içindir. Eğer benimle görüşmüyorsa, görüşmek istemediği içindir. Ben başka HİÇBİR mazereti kabul etmiyorum. Son örneğimin ardından bu yazıyı bitirebilirdim. Çünkü gerçekten başka hiçbir lafa gerek yok. Vakit ayırmak istersen, istediğin herşeye ve herkese vakit ayırabilirsin. Ama müsaadenizle ben bu konuyla ilgili söylenmiş ve gerçekten çok hoşuma giden sözlerden de bir demet sunmak istiyorum. Bunları herkesin çerçeveleterek duvarına asması gerek. “İşim var, vaktim yok” diye saçmalamaya ve daha da korkuncu bu saçmalığa kendimiz de inanmaya başlarsak acilen okuyup kendimize geliriz:

 

- İşinizin çok önemli olduğunu düşünüyorsanız, bu sinirlerinizin ciddi biçimde bozulduğunun en açık göstergesidir. (Bertrand Russell)

 

-İşini her şeyden önemli sayarak günde sekiz saat çalışan, sonunda çalıştığı yerin başına geçer ve günde aynı hızla yirmi dört saat çalışmaya mahkum olur (Robert Frost)

 

-Mutluluğun formülü, gerektiğinde önemsiz şeylerle meşgul olabilmektedir. (Edward Newton)

 

-Bitap bırakan günlük yaşam, ancak bir aptalın karşılaşabileceği bir hayat krizidir. (Anton Çehov)

 

-Eğer boş zamanınız yoksa, ruhunuzu kaybediyorsunuz demektir.(L.P.Smith)

 

-Kalitenizin ölçüsü, boş zamanlarınızda ne yaptığınızdır. Medeniyetlerin kalitesi de insanlara sağladığı boş zaman ve bunun kalitesi ile ölçülür. (Irwin Edman)

 

-Babam bana çalışmayı, fakat işin esiri olmamayı öğretti. Şimdi okumanın, hikaye anlatmanın, şakalaşmanın, konuşmanın ve gülmenin iş kadar; hatta ondan da önemli olduğunu biliyorum. (Abraham Lincoln)

 

-Boş zamanı iyi değerlendirmek, çok ciddi bir sorumluluktur. (William Russell)

 

VE BENİM FAVORİM:

 

“Yeterli zamanım yok deme. Büyük insanların da günleri 24 saattir…”

 

CAN DÜNDAR

Kendine güvenmenin 14 yolu

Posted by admin On Mart - 11 - 2010

Kendine güvenmenin 14 yolu

 Özgüven önemli bir kişisel özellik; yaşamla baş etmemizi ve zorluklara dayanmamızı kolaylaştırıyor. İşte, insana güç verip, enerjisini artıran ve daha fazla çaba göstermeye özendiren özgüveni kazanmanın 14 yolu…

1. Önce bütün olumsuz tecrübeleri unutun.

Durup dururken güveninizi yitirmeniz, başarısızlık duygusunu yaşamanız bundan olabilir. O yüzden ilk adim olarak geçmişteki bütün kötü deneyimleri yok edin. Beyninizden silin gitsin!

2 Kendinizle iletişiminiz çok önemli.

“Sen bunu yeneceksin” gibi cümleler kurmayın. Yani kendinize iç sesinizle “sen” diyorsanız bu sorundur. İlk olarak kendinizle “iletişim”e geçip, “ben bunu yaparım” deyin.

3 Erteleme olayına bir son verin.

Bir şeyi sonlandırmayıp, yarım bırakma, başarılı olamama korkusuna dayanabilir. “Şu an” yapacağınız ne varsa “hemen şimdi” yapın. Bir not edin bakalım, “yarım” bıraktığınız işler çok fazla mı? Onları tamamlamak güven duygunuzu rehabilite edecektir. Çok basit şeylerde bile bunu uygulayın.

4 Kesin olarak istediğiniz şeyin ne olduğunu düşünün.

Tam olarak neyi, ne kadar, nerede ve nasıl elde etmek istiyorsunuz? Bunu dakikalarca düşünüp, o çok istediğiniz şeye odaklanın. Adrenalinizin arttığını, istediğiniz şeye kavuşmayı “düşünmenin” sizi pozitif bir ruh haline soktuğunu göreceksiniz.

5 Kötü tecrübeleri beyninizin bilgisayarını çöp kutusuna atıp, silmiştiniz ya.

Eh şimdi, arkadaşlarınızla beraberken biraz sıkılıyorsunuz değil mi? Onlara hep “dertlerinizden” söz ederdiniz hani! Canım, biraz düşünün, sizin hiç başarınız olmadı mı geçmişte. Dost sohbetlerinde arada sırada bu başarılarınızdan da söz edin. Anlatırken bunu nasıl yaptığınızı yeniden hatırlayacaksınız. Belki de bu yöntem, başka ulaşmak istediğiniz idealleriniz için de işe yarar!

6 Çevrenizi iyi gözlemlediniz mi?

Başarılı ve mutlu insanlar genellikle “çözüm”e odaklıdır. Bu insanlar yüzde 20 problemlere, yüzde 80 çözümlere odaklanır. Bazı sorunlar aslında sizin “büyüttüğünüz” kadar değil. Siz ona “odaklandıkça” o büyüyor, büyüyor ve çözülmez bir hale geliyor. Bu sorunlarda çıkmaza girdiğinizde bir “örnek” bulun. Yani sorunu çözmüş bir insan örneği. O, nasıl çözdü? Tamamen bu yönteme odaklayın kendinizi.

7 Enerjinizi çoğaltın.

Çünkü enerji bize sadece fiziksel güç olarak gerekli değildir. Duyu organlarımız da enerji ile çalışır. Bu enerji sesinize, bakışınıza, görünüşünüze etki eder. Spor yaptığınızda serotonin ve endorfin hormanları artacak. Bu iletişimde çok önemli; Bakışlarınız da bu hormonların etkisiyle karşı tarafa daha kolay “olumlu” mesajlar göndermenizi sağlayacak. Kendinizi “iyi” hissetmek, güne gülümseyebilmek için spor çok önemli. Unutmayın, egzersizden uzak kaldığınızda, adeta benzinsiz bir araba gibisiniz!

8 Telkin çok önemli.

Her ne istiyorsanız onu olmuş gibi hayal edin: Alt bilinciniz sadece şimdiki zamanı bilir. O yüzden gelecek zamanlı cümleler kurmayın. Örneğin, “zayıflayacağım” derseniz asla zayıflayamazsınız. Belirsiz bir gelecek yerine, “şu anda yapıyorum” deyin. Bu mesajı yolladığınızda, alt bilinciniz sizi o amaç için bazı tutumlara davet edecektir. Siz farkında bile olmadan… Enerjiniz çoğalacak, yavaş yavaş zayıflama isteği artacaktır.

9 Renkler çok önemli.

Giysilerde renk tonajlarına dikkat edin. Seçtiğiniz her renk sizi anlatıyor çünkü. Canlı renkler mutluluk ve neşeyi, koyu renkler ise ciddiyeti temsil ediyor. Bu tarz olarak size en yakışanı seçin. Bu giysileriniz canlı renklere sahipse güveninizin kendiliğinden geliştiğini göreceksiniz. (Tabii yerine göre… ) Şu açık ki, asıl olarak “ten giysiniz”, yani solgun olmayan bir cilt, parıltılı bakışlar giysilerden daha önemlidir. Olumlu düşündükçe farklı bir ten renginin ve bakışların sizde oturduğunu fark edeceksiniz.

10 “Evet” ve “hayır”lara dikkat.

Hiç kimse size istemediğiniz bir şeyi yaptıramaz. Bazı insanlara da hayır demeyi öğrenin. Hoşlanmadığınız bir mekana sizi götürmek isteyen arkadaşınıza karşı rahatlıkla “hayır” kelimesini kullanın. Birlikte keyif alacağınız mekanları seçecek arkadasınız mutlaka vardır. Sizi rahatsız eden, olumsuz ruh halinizi çoğaltan insanlarla ilişkinizi de gözden geçirin. Sizi üzen bir insanla yola devam etmek sizden sürekli götürecektir.

11 Geleceği “belirsiz” bırakmayın.

Planlayın. O gerçekleştiğinde neler hissederseniz, sürekli bunu düşünün. Artık o ideale, o “plan”a nasıl ulaşacağınızı düşünün ve kendinizi orada hayal edin sık sık. Örneğin işyerinizde “şef” mi olmak istiyorsunuz? Sürekli bunu nasıl gerçekleştireceğinizi düşünmenin ve bu anlamda somut olarak neler yapabileceğinizin ötesinde, o görevi “hayal” edin. Kendiniz, orada, bir toplantıda iken hayal kurun örneğin. Hayaliniz güçlendikçe, tutumlarınız da değişecektir. Örneğin, o işte şef olmak için önce dil mi bilmeniz gerekiyor? Farkında olmadan ayaklarınız sizi bir bir hafta sonu kursuna doğru götürecektir.

12 Geleceği planlamak kendinize güveni, kendinize güvenmek de size bazı “formüller” de getirecektir.

Örneğin zayıflamak istiyorsunuz ama neden şişmanladığınızın “formülü”nü dikkate almıyorsunuz. İşte olumlu bir şekilde başarıya odakladığınızda beyniniz size “neden şişmanladığınızı da anımsatacak. Ve sizi kilo almaya götüren nedenleri de hayatınızdan kaldırmak üzere planlar yapıyor olarak bulacaksınız kendinizi…

13 Bir de, “olumlu” anlam içeren kelimelere dikkat edin.

Olumsuz olarak beyninize yerleştirdiğiniz cümleler size baskı yapar. Orada “beslenir” ve daha güçlü olarak geri dönebilir.” Bir örnek vermek gerekirse, “asla televizyon seyretmiyorum” demeyin. Beyniniz sizi daha istekli olarak TV seyretmeye zorlar. İnsanların “kötülükleriyle” uğraştığınızda da ters tepki verir. Kötü bir kelimeyi kullandığınızda ona yüklediğiniz anlamı bilincinize çağırırsınız! Bu kelimeyi çok sık hatırlamaya başlarsınız. Hatta yıllar sonra o eylemin içinde bile görebilirsiniz kendinizi. O nedenle “olumsuz” herhangi bir kelimeyi (Her ne olursa olsun) beyninize yerleştirmemeye özen gösterin.

14 Hayatınızı yönlendirin.

Ne eksikse yaşamınızda ona katalize olun. Sevgi mi yok, sevgi birlikteliğine katalize olun. O boşluğu bir sevgili dolduracaksa, yani ona gereksinimiz varsa bunu planlayın. Birtakım duygusal boşlukların yerini başka şeylerle kapatmayın. Zaten olumluya ve başarıya katalize olmuş bir ruh hali, başka arayışlarınıza çözüm bulmak üzere de konumlanacaktır. Başarı ve sevgiyle birlikte donanmış benliğiniz, size enerjiyi ve mutluluğu da çağıracaktır.

(Bugün)

82. Oscar ödülleri sahiplerini buldu

Posted by admin On Mart - 8 - 2010
 82. Oscar ödülleri sahiplerini buldu
Avatar’da hayal kırıklığı
82. Oscar ödülleri sahiplerini buldu. ‘The Hurt Locker’ En İyi Film seçilirken, Kathryn Bigelow En İyi Yönetmen Oscar’ını kazanarak Oscar tarihine geçti. En İyi Erkek Oyuncu Jeff Brifges, En İyi Kadın Oyuncu da Sandra Bullock seçildi.

Sinema dünyasının en prestijli ödülleri Oscarlar, ABD’nin Los Angeles kentindeki 3 bin 500 kişilik Kodak Tiyatrosu’nda bu sabaha karşı yapılan törenle dağıtıldı.

En İyi Film ödülünü Kathryn Bigelow’un yönettiği ‘The Hurt Locker’ kazanırken, Bigelow En İyi Yönetmen ödülünü de kazanarak Oscar tarihinde bu ödülü kazanan ilk kadın oldu.

Oyuncu ödüllerinde favori gösterilen isimler Oscar’ı kazandı. En İyi Erkek Oyuncu dalında ödüle ulaşan isim usta aktör Jeff Bridges olurken, En İyi Kadın Oyuncu dalında da ‘The Blind Side’ ile Sandra Bullock altın heykelciği kucaklayan isim oldu.

‘YARDIMCI’LARDA DA SÜRPRİZ YOK
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu kategorilerinde de bir sürpriz yaşanmadı. Bu kategorilerde ödülü beklendiği gibi ‘Soysuzlar Çetesi’ ile Christoph Waltz ve ‘Precious’ ile Mo’Nique kazandı.

İşte gecenin kazananları:
En İyi Film:The Hurt Locker
En İyi Yönetmen:Kathryn Bigelow (The Hurt Locker)
En İyi Erkek Oyuncu:Jeff Bridges (Crazy Heart)
En İyi Kadın Oyuncu:Sandra Bullock (The Blind Side)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu:Christoph Waltz (Soysuzlar Çetesi)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu:Mo’Nique (Precious)
En İyi Orijinal Senaryo:The Hurt Locker (Mark Boal)
En İyi Uyarlama Senaryo:Precious (Geoffrey Flechter)
En İyi Animasyon:Up/ Yukarı Bak (Pete Docter)
En İyi Yabancı Film:El Secreto de sus Ojos (Arjantin)
En İyi Görüntü Yönetmeni:Avatar (Mauro Fiore)
En İyi Sanat Yönetmeni:Avatar (Rick Carter, Robert Stromberg, Kim Sinclair)
En İyi Kostüm Tasarımı:The Young Victoria (Sandy Powell)
En İyi Kurgu:The Hurt Locker (Bob Murawski, Chris Innis)
En İyi Makyaj:Star Trek (Barney Burman, Mindy Hall and Joel Harlow)
En İyi Şarkı:The Weary Kind – Ryan Bingham ve T-Bone Burnett (Crazy Heart)
En İyi Müzik:Up (Michael Giacchino)
En İyi Görsel Efekt:Avatar (Joe Letteri, Stephen Rosenbaum, Richard Baneham, Andrew R. Jones)
En İyi Ses Kurgusu:The Hurt Locker (Paul N.J. Ottosson)
En İyi Ses Miksajı:The Hurt Locker (Paul N.J. Ottosson, Ray Beckett)
En İyi Belgesel (Uzun):The Cove (Louie Psihoyos)
En İyi Belgesel (Kısa):Music by Prudence (Roger Ross Williams ve Elinor Burkett)
En İyi Kısa Film:The New Tenants (Joachim Back and Tivi Magnusson)
En İyi Animasyon (Kısa):Logorama (Nicolas Schmerkin)